Artık tartışmasız bir şekilde insanlar internette harcadığı vaktin büyük bir kısmını Facebook’a ayırıyor. Eskiden sadece resim ekleme ve resimlere yazılan yorumları okuyup eğlenmeye dayalı facebook kendini çok geliştirdi. Video olsun, paylaşılan bağlantılar olsun artık sosyal hayatımızı yönlendiren önemli bir araç oldu.
Bahsetmek istediğim şey şu. Facebook’un video servisi öyle bir tuttu ki artık insanlar ilginç videolar izlemek için youtube yerine facebook’ta dolaşır oldu. Peki ya facebook blog yazmayı sağlayan bir eklenti ya da servis geliştirirse şu anki blog servislerinin durumu ne olur?
Konuya öncelikle pozitif yanlarından bakalım. İnsanlar gündelik yaşamları hakkında, güncel olaylar ya da bahsetmek istedikleri herhangi bir konu hakkında yazı yazıp kolayca bütün arkadaşlarıyla paylaşabilecek. Yazılarını okuyan arkadaşları profiline yazıyla ilgili yorumlar ekleyebilecekler. Böyle süregelen bir bilgi alış-verişi olacak. İlk bakışta çok güzel olur gibi geliyor.
Ancak durum tam olarak öyle değil. Kimse kusura bakmasın ama Türk internet kullanıcıları internetteki bir yeniliğin suyunu çıkarmaya alışkın -hele ki çok tutulan bir servis ise- . Mesela facebook’un şimdiki hali onu gösteriyor. Her gün saçma sapan anket çözenler mi dersiniz, sürekli bu videoyu paylaşmayan türk değildir tarzı bağlantı gönderenler olsun gerçekten artık bilinçli kullanıcıları facebook’tan tiksindirecek hale getirdiler. Şimdi düşünün ki facebook blog yazmaya yarayan bir sistem geliştirdi. Sanıyor musunuz ki insanlar güncel konular hakkında düzgün bir Türkçeyle makaleler yazacak. Tabiki hayır. Takım marşları olacak, siyasi kopyala yapıştır yazıları olacak, bu maili göndermezsen lanetleneceksin tarzı yazılar olacak. İşin kötü tarafı bunları yapan kişiler de blog yazarıyım diye geçinecek. Yani kısaca özetleyecek olursak blog kültürü tamamen yozlaşacak. Herkes kendi çapında bir yazar olacak
Facebook her şeye el atıyor fakat blog meselesine dokunmasın derim (:
Uzun zamandır yazı girmediğimi, girdiğim zamanlar da saçma sapan şeyler yazdığımı farketmişsinizdir. Gerek hayatın yoğunluğu gerekse kişisel problemlerim yüzünden yazarlıktan soğumamdan dolayı blogda aktif olamıyorum. Ama artık o günler geride kaldı. Moralimin düzelmesiyle birlikte paylaşımda bulunma şevki geldi. Az biraz derslerim kaldı onları da verdimmi tutmayın beni
Hedeflerim şunlar;
*Daha iyi bir tasarım
*Daha kaliteli makaleler, bilgiler
*Kendi hayatım hakkında daha fazla anı, bilgi
*Çalabildiğim bazı enstürmanların dersi ve müzik hakkında bilgiler
Şimdi büyük konuştum gibi oldu ama büyük bi ihtimalle yapacağım bunları. Yapamazsam da kusura bakmayın (kişiliksiz mod on)
Cuma günü annemle eczacı fuarına gittik (annem eczacı olur) . Gezdik, eşantiyon ürünleri sömürdük bolca (: . Oradaki bir stand dikkatimi çekti. Büyük bir radyasyon işareti vardı. Yanında da zırh giyinmiş bir adam. Altında da “böyle korunamazsınız” yazıyordu. Gittim inceledim.
Ürün bilgisayarların, telefonların vs. yaydığı insan sağlığına aşırı zararları olan elektromanyetizmayı etkisiz hale getiriyormuş. Adam bana bilgisayar radyoaktivitesine uzun süre maruz kalmanın zararlarını anlattıkça çöktüm. Bende var olan bütün şikayetlere sebebiyet veren şey meğersem buymuş. Bu şikayetlerim dikkat dağınıklığı, uykusuzluk, odaklanamama gibi şeyler. Eğer bilgisayarla çok vakit geçiren biriyseniz mutlaka sizde de en az biri vardır
Sonunda ikna oldum bilgisayar ve elektronik cihazlar için olan çipten bir tane aldım. Bilgisayara yapıştırdım. Aslında bunun kolyeli çeşitleri de varmış ama Türkiye’de yok sanırım. O daha güzel hem dışarıda da korunmuş oluyor insan. Umarım bundan sonra bu şikayetlerim azalır. Tabi ki bilgisayarı azaltmak lazım biraz. Ona uğraşıyorum bakalım yavaş yavaş.
Sevgili okurlar bildiğiniz üzere 2009 blog ödülleri yarışması başladı. Ben de kısa süredir de yazıyor olsam bu yarışmaya kişisel bloglar dalında katılmış bulundum. Tabi ki öyle fazla bir iddiam yok ama oy verirseniz çok sevinirim gerçekten. Bana da verin azcık ölür müsünüz (:
Bana oy vermek için öncelikle sisteme üye olmanız gerekmektedir. Üye olup kullanıcı girişi yaptıktan sonra şuradan oy ver butonuna tıklayıp oyunuzu verebilirsiniz.
Bugün Türkiye için de bizim sülalemiz için de tamamen bir gurur günüydü. Niye diye soracak olursanız ABD başkanı Barack Obama’nın bugün İstanbul’da konuştuğu gençler arasında TOG yönetim kurulu üyesi olan sayın abim Mutlu Şen de vardı (Yukarıdaki videoda 11. saniyede görebilirsiniz) .
Sabah saat 9′da annemin saatlerce yaptığı telefon konuşmalarına dayanamayıp uyandım. TV başına geçtik. Yaklaşık 3 saat boyunca Cnn’in başında çakıldık. Anneannemler, teyzemler hiç sıkılmadan Obama’nın kriz hakkındaki görüşlerini dikkatlice dinlediler falan (:
Ama bu gurur verici olayı blogumda paylaşmasam olmazdı gerçekten. Yakında blog yazmaya başlayacak olan abim yarın bu konuyla ilgili anılarını anlatacağı bir yazı yazacak Utkusoft Blog’da. Isınma mahiyetinde.
Nihayet hayatımda ilk defa 3 boyutlu sinema deneyimi yaşadım. Çok merak ediyordum fakat fırsat bulup gidemiyordum bir türlü. “Dünyanın Merkezine Yolculuk” , “Bolt” ve “Sevgililer Günü Katliamı” gibi üç boyutlu filmler vizyona girdi çıktı gidemedim. U2′ye nasipmiş
U2′yi dinleyen biri değilim. Sadece Bono’ya barışçıl biri olduğu için saygım vardır. Ama pek şarkılarını bilmezdim. Hem 3 boyutlu sinema deneyimi yaşamak hem de konser deneyimi yaşamak için u2 3d adlı filme gitmiş bulundum.
3 Boyutlu sinema gerçekten çok hoş bir şeymiş. Girerken 3 boyutlu gözlüklerimizi alıyoruz (ben iki tane aldım çıkışta biri bende kaldı hehe) film başlayınca bu gözlükleri takıyoruz. Filmin başındaki reklamları bile 3 boyutlu yapmışlar çok hoş olmuş. Kafamın üstünde Flexi Card dönmeye başlayınca çok heyacanlandım ki bu sadece bir başlangıçmış (:
Filmi çok gerçekçi yapmışlar. İnsan kendini hakkaten stadyumda konser izliyormuş gibi hissediyor. Görüntü ve ses kalitesi müthiş. Konserdeki seyircilerin fırlattığı sudan falan kaçabiliyorsunuz. Ya da Bono miktrofon ayaklığını eline aldığında aman kafamıza çarpmasın diye eğilebiliyorsunuz. O derece gerçekçi bir yapıya sahip. İnsan gerçekten çok güzel vakit geçiriyor. Teknolojinin ne kadar geliştiğini o gün tekrar anlamış oldum.
Ancak 3 boyutlu sinemanın şöyle bir kötü tarafı var. Göz nereye odaklanacağını anlayamıyor. Örneğin 2 boyutlu filmlerde dümdüz herşeyi görebiliyorduk. Gözün derinlik algılama derdi yoktu. Ancak bunda mesela göz 3 boyutlu şarkıcıya odaklanıyor sonra 3 boyutlu seyirci çıkıyor onun derinliğini algılamaya çalışıyor böyle yorula yorula kötü bir başağrısı meydana getiriyor ama değer.
Eğer hala 3 boyutlu bir sinemaya gitmediyseniz ivedi bir şekilde gitmenizi tavsiye ederim
Rss adresimiz değişti fakat hala bazı kullanıcıların eski adresimizi kullandığını öğrendim. Lütfen rss abonelik adreslerinizi http://feedproxy.google.com/utkusoftblog ile değiştiriniz. Bu arada abonelik adresi blogda zor bulunuyor tarzında da bazı şikayetler aldım düzelteceğim. Eğer takip seçeneklerini sol taraftaki sidebar’dan alıp nereye koyacağım hakkında bir fikriniz varsa benle paylaşıp işimi kolaylaştırabilirsiniz. Öptüm
Geçenlerde hayatımdaki en güzel sanat sergisine gittim. Bu Haritasız isimli sergi gazetelerde falan da çıkmıştı görüşsünüzdür. Bilgi Üniversitesi’ne ait olan Santralistanbul’da olan sergi izleyicileri sadece eserleri incelemekten ziyade, bir katılımcı ve yaratıcı olmaya davet ediyor.
Öncelikle biraz Santralistanbul’dan bahsedeyim. Öyle güzel bir yer ki anlatamam. Küçük bir kasaba gibi. Otel’i var, restorantı var, sergisi var. Genelde yurtdışından gelen akademisyenler burada ağırlanıyormuş. Haritasız isimli sergi de öyle güzel bir şey ki anlatamam. İnsan saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyor. Kısaca özetleyecek olursam teknolojinin sanatla buluşması + bu sanata izleyicilerin de dahil olmasıdır. Her sanat eseri izleyicilerin katkılarıyla çalışmakta
Aklımda kalanlardan örnek vereyim biraz. Örneğin karanlık oda diye bir şey var. Bir odaya giriyoruz. Zifiri karanlık ama karanlığın son noktası. Gözünü açıyosun kapatıyosun aynı. Simsiyah. Gözümüzün karanlığa alışması için yaklaşık olarak 10 dk boyunca o odada kalıyorsunuz (bu süre zarfında gözlerinizin kıymetini ve körlerin çektiği zorlukları anlıyorsunuz) . Sonra içi saf su dolu olan bir büyük tüpe yaklaşıyoruz. Oda hala karanlık tabi. O tüpe ses dalgaları veriyor. Suyun yaydığı sinyallerle karanlığın içinde rengarenk diktörtgenler, ışınlar, şekiller görüyoruz. Ama kesinlikle somut bir şey olarak algılayamıyor insan. Hayal gibi ama herkes aynı şeyi görüyor. Bundan başka son teknoloji ürünü bir robot kol var. Karşısına geçiyoruz. Resmimizi çekiyor ve portremizi çok başarılı bir şekilde çiziyor.
Merak edenler Facebook’daki Santralistanbul albümümü şuradan görebilir (herkese açık) . Sergi 16 Ağustos’a kadar devam ediyor. Gitmenizi tavsiye ederim. İddia ediyorum sizin de uzun süredir yaşadığınız en eğlenceli zamanlar olacak.